Komşumun Evli Ama Bakire Kızı! (2 bölüm birden)

Ben Mustafa, 23 yaşında, 1.87 boyunda, 93 kiloda, eskilerin tabiriyle, taşı sıksa suyunu çıkarır dedikleri iri yapılı biriyim. Askerden geleli 3 ay olmuştu ve ben iş bulamadığım için akşam evde babamla tartışmıştım. Sokağa çıktım ve herzamanki gibi sokağımızın başındaki arkadaşlarla sohbet ettiğimiz, seneler önce kesilmiş büyükçe bir ağacımız vardı, onun üzerine oturmuş sigara içiyordum, hemde kendi kendime düşünüyordum. Babam haklıydı, benim gibi bir adam nasıl olurda iş bulamazdı. Ben bunları düşünürken enseme aniden bir tokat indi. Gayri ihtiyari arkama dömemle karanlıktaki adama yumruğu koymam bir oldu. Adam pat diye yere düştü…

Birde ne göreyim, bu bizim Orhan abiydi! Orhan abi benden 8 yaş büyük, çok sevdiğim bir insan, o da beni çok severdi. Hemen taksici arkadaşım Sezgin’i çağırdım. Taksi durağı yakındı. Sezgin’e durumu anlattım. Sezgin durumumu biliyordu zaten, ben hastaneye gidemezdim, Orhan abinin babası ve abileriyle husumetliydim, beni orada görürlerse tekrar eski olaylar depreşebilirdi. O yüzden gidemezdim. Ayrıca Orhan abiyi üzemezdim. Sezgin Orhan abiyi hastaneye götürmüş ve ailesine de haber vermiş. Orhan abinin ailesi hastaneye gelince de ortalık karışmış, karakola filan haber vermişler.

Sabaha karşı Sezgin hastaneden geldi. Gelir gelmez bana, “Lan şerefsiz, bir şaka için yapılır mı bu?” dedi. Ne oldu falan derken, Orhan abinin çenesi 3 yerden kırılmış ve beyin sarsıntısı geçirmiş. Şok olmuştum. Oysa Orhan abi benim el şakasını hiç sevmediğimi ve bu tür şakalar yüzünden kaç kişinin canını yaktığımı bilirdi. Orhan abi kendine gelince Sezgin’e, “Söyle Mustafa’ya birkaç gün ortalardan kaybolsun, ben hastaneden çıkana kadar piyasada görünmesin!” demiş. Ben de Orhan abiyi kırmamak için, karşı komşumuz Alirıza amcanın kızı ve aynı zamanda çocukluk arkadaşım olan Ayten’in evli olduğu köye gittim.

Alirıza amcalar bizim kızılay escort 25 yıllık komşumuzdu. Bizim orası 28.500 nüfuslu küçük bir ilçe olduğu için herkes birbirini tanırdı. Ayten’le çocukluğumuz aynı mahallede, aynı sokakta, aynı evlerde geçmişti. Ayten’le aynı gün doğmuştuk, yarım saat arayla, ben Ayten’den yarım saat büyüktüm. Bu konu aramızda bazen şaka, bazen kavga konusu olurdu, ama kardeş gibiydik, birbirimizden saklımız gizlimiz yoktu. Günlük kıyafetlerimize kadar birbirimize sormadan veya beğenmeden giymezdik. O kadar birbirimize bağlı idik…

Ben askere gidince, 1 ay sonra Alirıza amcalar kolej escort
Ayten’i dayısının torunuyla evlendirmişler. Zaten birbirlerini de seviyorlardı. Ayten çok güzel bir kızdı, tıpkı Marlin Monroe gibiydi. Herkes ona Marlin derdi. Onun bu güzelliğinin yüzünden ben çok kafa göz kırmıştım, o yüzden Ayten bana hep, “Benim fedayim!” derdi. Bana, “Seni ben evlendireceğim, yengemi sana ben kendi ellerimle bulacağım!” derdi. Ve bulmuştu da, sürekli eve telefon edip köyüne çağırıyordu, bulduğu kıza bakmamı istiyordu. Annemler de ısrar edip duruyorlardı. Bu vesileyle hem Ayten’in, hemde annemin dilinden kurtulurum diye o köye gittim.

Kapıyı çaldım. Kapıyı Ayten açtı, beni görür görmez ta tepeme zıpladı,eskort “Ay fedayim gelmiş!” diye boynuma öyle bir sarıldı ki, nefesimi kesti. “Kız dur, boğuluyorum!” diye bağırdım. Ama o tekrar tekrar sarılıp öpüyordu. Neyse hoşbeşten sonra yemek çay derken, sohbete koyulduk. Akşama doğru ev doldu taştı. Meğer Ayten beni koca köye reklam etmiş, geldiğimi duyan komşular meraktan beni görmeye gelmişler. Misafirler gittikten sonra Ayten’in kayınbabasına, “Yakup amca, bu ne kalabalık, her zaman böylemisiniz?” diye sordum. “Evlat bana ne soruyorsun, Ayten’e sorsana, 2 senedir köyde senin reklamını yapıyor!” dedi. Ben utanmıştım. Ama Yakup amca, “Oğlum ne utanıyorsun, koç gibi adamsın, utanacak ne var?” dediğinde biraz rahatlamıştım…

Saat 22:00 gibi Yakup amca, “Ben yatıyorum evlat, sabah Mersin’e gideceğim. Senin geldiğin iyi oldu, bizim haytadan hayır yok!” dedi. “Ne oldu Yakup amca, hayırdır?” dedim. “Ayten sana anlatsın!” dedi ve yattı. Evde 3 kişi kaldık, 85 yaşında bir nine, Ayten ve ben. Ayten’e kocasını sordum, “Yusuf nerde, niye gelmedi?” diye. “O sabah ancak gelir!” dedi ve başladı ağlamaya. Ayten’in kayınvalidesi ölene kadar Yusuf iyi kötü akşamları eve geliyormuş, o öldükten sonra köydeki 4 tane zibidiye takılmış, çoğu zaman eve de uğramıyormuş. Üzülmüştüm. Ayten, “Boş ver, ben alıştım zaten! Hadi yatalım, sabah koyunları götüreceğiz!” dedi ve herkes odasına gitti. Ama ben sabaha kadar uyumadım.

Sabah Ayten beni uyandırmaya geldi. Ben de yeni uyanmış gibi yapıp kalktım. Bana, “Sabaha kadar uyumadın değil mi?” dedi. “Hayır çok güzel uyudum!” dedim, ama kimi kandırıyorum, Ayten bu, benim ruhumu biliyor. “Yusuf’u bekledin değil mi?” dedi. “Hayır…” falan dedimse de inandıramadım. Kahvaltıdan sonra yanımıza azıklarımızı, çayımızı şekerimizi, çaydanlığımızı ve bir battaniye alıp, koyunları otlatmaya yaylaya doğru çıkardık. Koyunlar otlarken biz çeneye başladık, ama konuşmaya başlar başlamaz Ayten ağlamaya başladı. Hem anlatıyor, hem ağlıyordu. Ayten birden göz yaşlarını sildi ve “Mustafa senin yardımına ihtiyacım var, bana senden başkası yardım edemez!” dedi ve anlatmaya devam etti: Evleneli 2 yıldan fazla olduğunu ve halen kız oğlan kız olduğunu, Yusuf’un kendisini amından hiç sikmediğini söyledi.

Ben şaşırmıştım ve şok olmuştum, ne söyleyeceğimi bimiyordum. “Peki bu zamana kadar ne yaptınız?” diye sordum. Ayten, “Hep götümden sikti! Zaten siki 12-13 yaşındaki çocuk pipisi kadar ancak var, şerefsiz kendi götünü siktiriyormuş!” deyince, ben tekrar şok oldum. Kendime geldikten sonra, “Peki, ne yapacaksın? Boşan o zaman!” dedim. “Olmaz, boşanırsam kayınbabam da ölür! Kaynanam da bunun yüzünden kalp krizi geçirip öldü!” dedi. “Canım benim!” diye sarıldım, kendisinden başka herkesi düşünüyordu, “Peki ben neyapabilirim?” diye sordum. “Bana kesinlikle itiraz etmeyeceksin!” dedi. “Etmem!” dedim. “Kızmayacaksın!” dedi. “Kızmayacağım!” dedim. “Beni ayıplamıyacaksın da!” dedi. “Peki tamam!” dedim. “Bak itiraz edersen seninle ölene kadar konuşmam!” dedi.

İyi biliyorum ki dediğini sonuna kadar yapardı. Bana, “Bayram gününü unutma!” diye de üstü kapalı bir tehdit savurdu. “Tamam, şimdi anlat bakalım, nasıl yardım edeceğim?” dedim. Bu arada odun ateşindeki çayımız da olmuştu. Çaylarımızı da doldurdu, içerken anlatmaya başladı: “Beni sen sikeceksin!” dedi. Şaşkınlıktan ağzımdaki çayı yutamadım, dışarı püskürttüm. Şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemiyordum, “Ayten sen ne söylediğinin farkındamısın?” dedim. “Evet canım farkındayım! Söz verdin unutma!” dedi. “Evet ama ben bunun için söz vermedim ki!” dedim. “Söz sözdür unutma! Hem ben kendimi senelerdir senin için saklıyordum!” dedi. Ben tamamen şaşırdım, “Ayten olmaz!” falan dedimse de fayda etmedi…

“Yapmazsan akşam eve giderken elbiselerimi yırtarım, Mustafa bana saldırdı diye bağırırım, seni de kendimi de rezil ederim valla!” dedi. Çaresiz, “Tamam, tamam!” dedim. Ayten, “Kalk ozaman, yukarı ormana doğru çıkalım!” dedi ve dudaklarımdan öptü. Battaniyeyi aldı yürümeye başladı. Ormana kadar ne söylediysem dinlemedi. Ormanda kimsenin bizi gömesine imkan yoktu, hemen dudaklarıma yapıştı. Vantuz gibi dudaklarımı çekiyor, emiyordu, öyle ki nefesimi kesiyordu. Tam bir profesyonel fahişe gibiydi. Hem öpüşüyor hem soyunuyorduk, artık ok yaydan çıkmıştı. Ayten, “23 yıllık yaraksızlığım sona erecek!” diyor seviniyordu.

Battaniyeyi altımıza yaymamızla soyunmamız bir oldu. Ayten benim aleti görünce gözleri yerinden fırladı, “Oha bu ne lan? Zehra’nın anlattığından da büyük bu! Zehra bunun için mi herkese hava atıyordu? Kaltak, benim yediğim yarağı hiç biriniz yiyemezsiniz diyordu, demek haklı yere kasıla kasıla geriliyormuş orospu! Kaç cm bu?” dedi. “Ne bileyim?” dedim. “Neyse akşam evde ölçerim nasıl olsa!” dedi ve sevişmeye tekrar başladık. Ayten’i altıma aldım, dudaklarından başladım, memelerine gelene kadar 2 defa kasıla kasıla orgazm oldu. Bu arada benim yarrak ta yavaş yavaş kafayı kaldırmaya başlamıştı.

Ayten’in taptaze memelerini yoğuruyordum, nohut büyüklüğündeki uçlarını hafif hafif dişlerken, Ayten’in inlemeleri iyice ayyuka çıkıyordu. “Sessiz ol, biri duyar!” dediğimde ise, “Rahat ol, bu gün buralara bizden başka kimse gelmez!” diyerek inlemelerine devam ediyordu. Bu arada Ayten’in kasıklarına kadar yalaya yalaya gelmiştim. Benim yarrak ta iyice gerilmişti ve zaten 2,5 aydır bir şey görmemişti. Yalayarak Ayten’in o muhteşem bal kutusuna erişmiştim. Bacaklarını yavaşça incitmeden yalaya yalaya arasını iyice ayırdım. Artık Ayten kudurmuş bir şekilde küfürler ederek, tehditler savurarak, “Hadi gir içime, hadi sik beni, patlat amımı, kadının yap beni, sok onu orosbu çocuğu!” diyordu.

Tamam dedim, bu kıvama geldi, ancak bu şekilde içine alabilirdi benim yarrağı. Ayten kendi eliyle yarağımı tutup o tüysüz seftali gibi bal kutusunun ağzına dayadı, bana sadece köküne kadar yüklenmek kaldı. Aksi takdirde benim yarağımı alamazdı. İyice ballanmış amında fırçalayarak başını ıslattığı yarağımın gövdesini de ben tükürükle ıslattım ve “Hazırmısın aşkım?” dedim. “Hazırım canım, hadi sok artık, bayılacağım yoksa!” demesiyle, tek seferde taşaklarıma kadar kökledim. Aytenin sesi ormanın her tarafında yankılanıyordu. O şekilde kımıldamadan 8-10 dakika bekledim içinde. Ayten bana, “Senin ananı avradını sikeyim orosbu çocuğu, beni öldürdü ya lan yarağın, götveren!” diye küfrederek yavaş yavaş hareketlendi, canlandı…

Ama ne canlanma! “Tamam mı? Kızlığımı patlattın mı?” diye sordu. “Evet!” dedim. “İnanmıyorum, ben ben şimdi kadın mı oldum?” dedi. Tekrar, “Evet!” dedim. Bu defa başladı teşekkür etmeye. Biraz öpüştükten sonra tekrar başladık, sikişmemize kaldığımız yerden devam etmeye. Tam bir saat sikiştik. Akşam koyunları sütlerinin sağılması için eve götürmemiz gerekiyormuş, toparlandık ve koyunları önümüze katıp eve vardık…

Cenabet durmak istemiyordum, ninenin yanında Ayten’e, “Ben çok terledim, bir duş alayım!” dedim. Nine hemen ordan, “Evlat bak banyo şurada!” diye bana banyoyu gösterdi. Duşumu aldıktan sonra akşamki yattığım odaya gidip, hemen yattım.

2.bölüm

O kadar yorgundum ki, 2 gündür uykusuzdum, birde bu günkü maceramız beni oldukça hırpalamıştı. Hemen uyumuşum. Dudağımdaki masum, ama bir okdarda şehvetli öpücükle uyandım, bir anda panikledim neler oluyor diye. Kendi evimde olduğumu düşünmüştüm, oysa Ayten’lerde idim. Dudağımdan öpen de Ayten’di. “Kalk haydi fedayi, yemek yiyoruz!” dedi. Saate baktım, saat 19:00 olmuştu. Kalktım, yüzümü yıkamak için bahçedeki kuyuya gittim. Ayten de arkamdan elinde havlu ile geldi, kollu kuyudan su çekmeye başladı. Bu arada da kısık sesle, “Fedayim bu gün çokmu yorulmuş bakiiim?” diyerek benle kafa yapıyordu. Yine hınzırlığı üzerinde idi, “Akşama kendini hazırla!” dedi. “Hayrola?” dedim. “Akşama misafirlerimiz var!” dedi. Ben de, “Buyursunlar gelsinler!” dedim saf saf. O anda bir kahkaha koyverdi. “Ne oldu şimdi de böyle kahkahayla güldün?” dedim. Ayten iki omzunu kaldırıp bırakarak, “Hiiiç!” dedi gülerek.

Ayten yer sofrasında mükellef köy yemeklerini döktürmüştü yine. Sofrada kuş sütü eksikti sadece. “Ya Ayten, bu kadar yemeği kim yiyecek?” dedim. “Fedayime feda olsun, bu gün fedayim koyunların arkasında çok yoruldu nene!” diyerek nenesiyle konuşmaya başladı. Nene de, “Kızım bunlar şehir bebesi, dayanamaz buralara!” dedi. Biz böyle hem konuşuyor hem yemek yiyorduk ki, kapıdan 3 tane hatun girdi içeriye. Ben, lokma ağzımda dona kaldım, resmen nefesim kesilmişti hatunları görünce. Üçü de birbirinden güzel, üçü de manken gibi. Tabi Ayten gülmekten yerlerde yuvarlanıyor.

Nenenin, “Oğlum sana diyorlar!” diyerek koltuğuma dürtmesiyle kendime gelmiştim. “He, buyur nene?” diyerek panikle kendime gelmiştim. Hatunlar, “Hoş geldin enişte bey!” diyorlardı. “Hoş bulduk hanımlar!” diyerek sofradan kalktım şapşalca vede centilmence ellerinden öperek, “Siz de hoş geldiniz! Kusura bakmayın, şaşkınlığımı mazur görün, böyle tane 3 huriyi bir arada görünce dilim tutuldu, beni bağışlayın!” dediğimde, Ayten yattığı yerden kalkıp, “Yeter lan kızlara yazdığın!” dedi. Kızlar kendi aralarında, “Bizim kız yaşadı valla!” diyerekten konuşuyorlardı. Ayten yanıma geldi, kolumu çimdiklemesiyle bükmesi bir oldu. Ben, “Noluyor be?” diye Aytenle didişirken, kızlar Ayten’e, “Enişte reklamlardakinden de yakışıklıymış!” diyerek sedire oturdular. Ayten de, “Benim fedayim öyledir kız orospular, ben çirkinmiyim ki fedayim çirkin olsun?” diye kızlara bir hava attı. Kızlardan birisi Ayten’e, “Kız zilli, sana çirkinsin diyen mi oldu da, maşanı çektin hemen!” dedi.

Bu arada nene yerinden kalktı, “Ayten, ben Fatma’ya gidiyorum, bir iki gün Fatma’da kalacağım. Siz gençlerin kendi aranızda konuşacakları vardır. Ama çocuğun üzerine fazla gitmeyin!” dedi ve gitti. Ayten arkasından, “Yok nene yok, korkma sen, ben burdayım!” dedi. Sonra sofrayı el birliğiyle topladılar, çayları gertirdiler. Hemen Ayten’e sordum, “Ayten, karşımda 3 tane huri var, ben henüz isimlerini bile bilmiyorum! Bizi tanıştırmayacakmısın?” diye. O da bana, “Sabırlı ol lan piç, herşeyin bir sırası var!” dedi ve hepsi birden gülmeye başladılar. Hem çay içiyor, hemde muhabbet ediyorduk. Nene gitti diye kızların konuşmaları da iyice raydan çıkmıştı, benim orda olmama aldırış etmeden, ‘Orospu, zilli, kaltak, kahpe’ gibi kelimeler havada uçuşuyordu.

Derken konu hiç beklemediğim bir noktaya geldi. İsminin Ayşe olduğunu sonradan öğrendiğim kız Ayten’e, “Kız orospu, şu senin kızlık problemini hallettin mi?” diye sorunca, ben anında Ayten’e döndüm ve kulaklarıma kadar kızarmış bir şekilde kaldım. Ayten, “Hallettim tabii! Hem de ne halletme, daha amımın acısı geçmedi!” deyince, hepsi bir ağızdan, “Woaaawww!” diye haykırdılar. Kızlardan biri de Ayten’e, “Kız senin gibi isterik zilliye de öylesi bir yarak yakışırdı!” deyince gülüştüler. Ayşe ordan hemen, “Kız biz ne zaman bakacağız o yarağın tadına? Benim sabrım kalmadı artık!” diyerek oturduğu yerden fırladı, benim dudaklarıma öyle bir yapıştı ki, nefesim kesildi.

Ayten ve diğerleri beni Ayşe’nin elinden kurtarmaya çalışıyorlardı. Oysa ben halimden memnundum. Zaten hatunları ilk gördügüm andan itibaren kafamda bunları nasıl sikerimin hesabını yapıyordum ki, fırsat kendiliğinden ayağıma gelmişti. Gündüz Ayten’in bana söyledikleri doğru çıkıyordu. Ayten bana, (Bu köydeki karıların hepsi de amlarından sikilmek için neler yapıyorlar bir görsen!) demişti. Bu köyün çok zengin olduğunu ve servetlerini karılarının sakladığını, hatta köydeki karılardan bir tanesinin kendini pazarcıya siktirmek için boynundaki Cumhuriyet altınlarından iki tanesini verdiğini bile anlatmıştı.

Artık ben anlamıştım ki, bunlar kendilerini bana siktirecekti. Ama ben kendimi ağırdan satacaktım. O anda Ayten Ayşe’ye bir tokat attı ve Ayşe somurtarak yerine geçti oturdu. Ayten, “Kızlar bana bakın, sizin derdinizi anlıyorum, hepiniz de kendinizi Mustafa’ya siktirmek ve yarağının tadına bakmak için kuduruyorsunuz…” dedi. Hepsi bir ağızdan koro halinde, “Evet, evet, evet!” diyerek Ayten’in sözünü kesip, ne kadar yarak delisi olduklarını ortaya koymuşlardı. Ayten yarım kalan cümlesine devam ederek, “Ama bu iş bedava olmaz!” dedi. Ayşe hemen oradan, “Ne yani, hem amımızı sikip hemde paramızı mı alacak bu orospu çocuğu?” dedi. Ayten de, “Evet öyle, ağzına sıçtığımın kaltağı!” dedi ve Ayşe’yle atışmaya başladılar…

Bu iş benim hoşuma gitmişti, hem am sikecektim, hem elime para geçecekti. Hiç sesimi çıkarmadan hatunların dalaşmasını izliyordum. İsmi Leyla olan hatun diğerlerini susturup, bana dönerek, “Peki kabul, ama bizi yarağa doyuracağına nasıl inanacağız?” dedi. Ben de, “Siz işin orasını bana bırakın, eğer doyuramazsam para almayacağım!” dedim. İsmi Nejla olan da, “Orası tamam da, peki nekadar vereceğiz?” diye sordu. Ayten hemen lafa atıldı, “Rasim ağanın karısı pazarcıya 2 Cumhuriyet altını vermiş! Siz 1 Cumhuriyet altını verin yeter, hatta memnun kalmazsanız hiç vermeyin!” dedi. Hepsi de kabul ettiler. O sırada ben, “Yalnız bir şartım, benimle sikişmek isteyenler amını götünü temizleyip traş edecek!” dedim. Kızlar da, “Ohoo, o iş tamam, kaymak gibi yaptık zaten!” dediler.

“O zaman sıkıntı yok! Şimdiiii… bu gece hanginizi sikeceğim?” dedim. Hepsi bir ağızdan, “Beni, beni, beni!” diye bağırmaya başladılar. Ayten yine devreye girdi, “Bir dakika kızlar, çöp çekin!” dedi. Kabul ettiler. Ayten üç tane değişik boyda kibrit çöpü getirdi, uzun çöpü çeken bu gece yarrağı yiyecekti. Ve çektiler. En kısasını Nejla çekti ve küfür ederek yerine oturdu. Orta boyu da Leyla çekince, uzun çöp Ayşe’ye kalmıştı. Ayşe çocuk gibi seviniyordu. Ayten Ayşe’ye, “Orospu, hadi odaya geç soyun!” deyince Ayşe hemen gitti. Ayten elinde bir tabak ve bir kaşıkla önümde diz çöküp, “Koçum, şundan biraz yede öyle git odaya!” dedi. “Bu ne?” dedim. “Bal, pekmez ve tahin!” dedi. 5-6 kaşık yedim, Ayşe’nin yanına gitmek için kalktım. Ayten kıçıma bir şaplak atıp, “Hadi koçum, dağıt şu kaşar orospunun amını da, kaltağın gözü bir yarak görsün, sikilmek neymiş öğrensin bakalım!” diye beni kışkırtıyordu.

Odaya girdiğimde Ayşe yatakta çırılçıplak yatıyordu. Yanına uzandığımda, hemen dudaklarıma yapıştı. Hem öpüyor, hemde pantolonumun üzerinden yarağımı okşuyordu. Eline geçenden hiç hoşlanmamıştı galiba, hemen doğruldu ve “Bununla mı amımı yırtacaksın lan piç?” dedi ve kemerimi çözmeye başladı. Saniyeler içinde beni çırılçıplak soydu. Yarağımı görünce gözleri yuvalarından fırlayacaktı, “Bu ne ya? Ben bunu alamam! Bu benim amımı patlatır!” diyerek kaçmaya çalıştı. Kolundan yakaladım, “Ya korkma, alışırsın, tadını alınca çok hoşuna gidecek! İnan bana, bu güne kadar siktiğim kadınlar hep aynısını söylüyorlardı, bu yarağın tadına varınca da müptelası olup çıkıyorlardı!” diyerek biraz sakinleştirdim.

Korkusunu atlatan Ayşe’nin eline verdim yarağımı ve ağzına alıp yalamasını söyledim. Yavaş yavaş alışmıştı, yalamaya başladı. Yarrağımın kafasını, gövdesini yalaya yalaya taşaklarıma kadar gelmişti. Bunu hemen çevirdim, 69 olduk. Ben amını yalamaya başladığımda, çoktan amının suyu köy çeşmesi gibi akmaya başlamıştı. Amı çok sahaneydi. Hani derler ya: Am var, amların hası am var! Am var öpülür, am var sikilir, am var içine sıçılır! Ayşe’nin amı amların hasıydı, 16’lik kız amından bile güzeldi, öptükçe öpüyor, yaladıkça yalıyordum. Bu arada iki defa orgazm olmuştu bile. Yani sikilme kıvamına gelmişti. Ağzı da yarağıma alışmış, gırtlağına kadar sokup çıkarıyordu. “Hadi ne olur sik beni, dayanamıyorum artık, sana 2 tane Cumhuriyet altını vereceğim, yeter ki hemen sok o koca yarağını içime, isterse patlasın amım umrumda değil, kurban olayım sok onu bana, her zerresini tatmak istiyorum!” diye yalvarıyordu.

Ayten’e seslendim krem istedim. Az sonra Ayten yanımıza geldi, “Krem yok, sana zeytinyağı getirdim!” dedi ve kendi eliyle Ayşe’nin amına ve yarağıma bolca sürdü. Bu arada Leyla ve Nejla da odaya gelmişlerdi ve Ayşe’yi gıpta ile seyrediyorlardı. Hemen Ayşe’yi sırtüstü yatağın kenarına yaklaştırıp, bacaklarını iki tarafa olabildiğince ayırdım, bir bacağını Leyla’ya, bir bacağını da Nejla’ya tutturdum, “Sakın bırakmayın, bırakırsanız sizi sikmem haa!” diye de tehdit ettim. Gülerek, “Tamam!” dediler. O ara Ayten şalvarını ve külodunu çıkarıp, Ayşe’nin suratına oturdu, amını yalattırmaya başladı. Ayten’e, “Çekil ordan, amını ısrır yoksa!” dedim. Ayten de, “Yok yok ısırmaz, bu orospu alışık bizim amlarımızı yalamaya!” deyince, diğerleri de gülüşmeye başladı. Demek ki bu köyün kızları erkeksizlikten dolayı birbirilerinin amını yalıyordu!

Yarağımı gövdesinden tutup Ayşe’nin amına dayadım, yavaş yavaş amına basıyordum. Daha başı girer girmez Ayşe çığlığı bastı, ama ben durmadım ve yarağımı yarısına kadar soktum. Ayşenin attığı çığlıktan Ayten korkmuş olmalı ki, hemen Ayşe’nin suratından kalktı ve ağzına yastığın kenarını verdi ısırsın diye. Ben de o sırada kalanını kökledim. Ayşe ağzında yastık olduğu için fazla bağıramıyordu. O şekilde hiç hareket etmeden biraz bekledim. Ayşe biraz rahatlamış, amı yarağımı biraz gevşetmeye başlamıştı. Yavaş yavaş sokup çıkarmaya başladım. Ayşe hırıltılar inlemeler arasında, elektriğe kapılmış gibi titreyerek kasılarak bir orgazm daha yaşıyordu. Artık daha hızlı sokup çıkarıyordum. Ayşe tekrar orgazm oluyordu, ama bu defa nefesi kesiliyordu.

Ayşe, “Çıkart artık ölüyorum! Çıkart diyorum sana orospu çocuğu!” diye de küfür ediyordu, yalvarıyor, gözleri kayıyordu. Ama benim hiç umrumda değildi, çünkü ettiği küfürler beynimi kemiriyordu. Kökledikçe köklüyordum. Aytenin, “Çıkart lan, karı ölüyor!” diyerek tokat atmasıyla kendime geldim ve çıkardım. Ayşe bayılmıştı. Benimse yarağım kazık ortada kalmıştı, birtürlü inmiyordu. Ayşeyi kolonyayla falan anca ayılttılar. Kendine geldiğinde, “Bana ne oldu böyle?” diye sorarak etrafına bakınıyordu. Leyla da, “Yediğin yarak yüzünden geberiyordun az kalsın!” dedi. Ayşe halen rüyada gibiydi, “O yarak gerçekmiydi?” diye salak salak konuşuyordu. Leyla benim yarağı avuçlayıp okşayarak Ayşe’ye gösterdi ve “Orospu, bu yarağı ben yemedim ya, sen yedin!” dedi.

Ayşe yarağımı Leyla’nın elinde kazık gibi görünce, “Kurban olurum ben ona, hadi bir daha sok!” diye bana yalvarmaya başladı. Ben zaten boşalamamıştım ve kasıklarım ağrımaya başlamıştı. Nejla ordan, “Sok ozaman ağzına sıçtığımın orospusuna, birgün yarak yüzünden geberip gidecek şıllık!” diyerek Ayşeyi yatırdı ve bacaklarını ayırdı. Ayşe’nin Bacak arasına yanaştım, yarağımı amına dayamamla bir seferde köküne kadar soktum. Bu defa hiç zorlanmadan almıştı. 5-6 dakika daha siktikten sonra, Ayşe yeniden orgazm olmak üzereydi. Ben de zirveye tırmanmaya başlamıştım. Ayşe’nin inleyerek, “Hadi beni içimde yakala!” demesiyle, kendimi saldım ve ikimiz aynı anda boşaldık. Ama ne boşalma, Ayşe’nin amının içinde sanki şehir şebeke suyu patlamış gibiydi, yarağımın kenarından kasıklarıma basınçla döllerimiz fışkırıyordu. İkimiz de pelte gibi yığıldık kaldık. Ayten, Leyla ve Nejla da, hayret ederek bizi seyrediyorlardı.

Bu arada vakit geç olmuştu, Ayten, “Bu günlük bu kadar yeter, hadi bakayım, siktir olun gidin artık!” diyerek kızları resmen kovdu. Kızlar kendilerine çeki düzen verdikten sonra Ayşe’nin koluna girerek evlerine giderlerken, ben de yıkanmak için banyoya girdim. Banyodan çıktığımda, Ayten de yeni çay demlemişti. Taze çaydan içerken, Ayten bana, “Ya karıyı ne biçim siktin öyle, resmen öldürdün orospuyu! Haa, karı giderkene 2 tane Cumhuriyet altını verdi, haberin olsun!” dedi. Ben de, “Bir tanesi senin!” deyince, Ayten, “Olmaz alamam, o senin yarağının hakkı!” diyerek güldü. Gecenin kalan kısmını da da Ayten’le şahane bir sevişme ve güzel bir sikişmeyle noktaladık.

Sabah Ayten koyunları akşamki kızlara katmış, beni saat 11:00 gibi kahvaltıya kaldırdı. Tereyağlı, ballı, kaymaklı mükellef bir kahvaltıdan sonra biz de koyunların yanına gittik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir